Synthesizer Meraklıları Röportajları – VIIA (Murat Kabakuşak)

VIIA Murat KabakusakSynthesizer Meraklıları Röportajları’nın bu seferki konuğu VIIA projelesi ve Modüler Synthesizer doğaçlama videolarından tanıdığımız Murat Kabakuşak

Bize kısaca kendinizden bahsedermisiniz?

1988 yılında Antalya’da doğdum. Küçük yaşlarda ritim kulağım olduğunu söyleyenler sayesinde piano eğitimi almaya başladım. Fakat o zamanlar hiç ilgi göstermemiştim. İlkokul zamanlarında Müzik öğretmenimin bana ‘Seni Lise okul grubuna davulcu olarak alacağım’ demesiyle başladı herşey. Davul ile başlayan macera, bir arkadaşımın stüdyoda ‘Ya bi arkadaşım gelecek o da davulcu, sen bu seferlik Bas Gitar’a geçsen’ demesiyle şekil almaya başladı. 15 yaşında Bas Gitar çalmaya başladım. Sonra elektro gitar çalmayı öğrendim. Armoni ve Teori bunların hepsini alaydan öğrendim diyebilirim. Üniversite yıllarında bir çok grupta çaldım. Okul’da bas gitarist eksikliği olduğu için 5 grupta falan çalıyordum aynı zamanda. 20’li yaşlara geldiğimde Elektronik Müzik ile ilgilenmeye başladım. Yıllar geçti, şu an kendi stüdyomu kurdum. Halen Antalya’da aktif olarak bu işi yapıyorum. Djing kısmıda farklı şehirlerde gezerek devam etmekte.

MÜZİK İLE İLGİLENMEYE NASIL BAŞLADINIZ?

Yaklaşık 13 senedir müzikle ilgileniyorum. Prodüksiyon, ses tasarımı, DJ’lik, enstrüman müzisyenliği, stüdyo müzisyenliği.. Fakat herşey den önce sanırım prodüksiyon kısmı benim daha çok ilgimi çekmişti. Yukarıda bahsettiğim gibi, Müziğe ilk başladığım yıllar kendi kendimi bilmez halde davulun başına oturmuştum. Bir arkadaşım sayesinde ise Bas Gitar çalmaya başladım. Uzun yıllar boyu bas gitarımla bir çok gruba eşlik ettim. Single, albüm kayıdı, canlı kayıt ortamlarında bulundum. 2006 yılında müzik prodüksiyonuna olan ilgimin başlaması ve ‘’Synthesis’’e olan merakım sayesinde bir an kendimi elektronik müziğin içinde buldum. Sürekli arşiv toplayıp, kütüphanemi geliştirmekle ilgileniyordum. Fakat bu yetmiyordu. Daha fazla içine girip müzik yapmak ve üretmek istiyordum. Bir kaç yıl içerisinde Üniversite radyosunda ‘DJ’lik yapmaya başladım. Gelen Sampler cd’lerini arşivler, boş zamanlarımda ise Ableton Live kurcalayarak kendimi geliştirirdim. Kabin başına 2009 yılında okulun şenliklerinde Electro/Clash çalarak geçmiştim. Benden sanırım daha piyasa diye tabir ettiği parçaları bekliyorlardı. Herkesin suratı düştü tabi. O gün bıraktım Radyo Dj’liğini. Hatta Dj Set’in yanında ilk synthesizer’ımı da kuruyordum. Günümüzde halen kullanılan ‘CD çalar’ teknolojisi beni pek çekmiyordu o zamanlar. Eskiden Rack cd çalarlar vardı. 2 modül halinde, biri kontroller diğeri ise CD player. Onlarla pratik yapmaya başladım sonradan. Dj Set’leri bile Ableton’da hazırlayıp çalıyordum. 2010 yılında bir ‘Underground Dj Friendly’ arkadaş ortamına dahil olduktan sonra yavaş yavaş elektronik müziği tam anlamıyla araştırmaya başlamıştım. O yılların popüler parçaları değil de bunun eskiye dayanan, tam anlamıyla tarihinden başlayıp, okuyup araştırarak dinlediğim müzikleri kovalamaya başlamıştım. Global Underground serisini tüm gün evde dinleyip ardından Involver serisini dinlemem, oradan çıkıp daha eskiye gidip Berlin Techno belgeselerinden, Detroit Technoya, Renaissance: The Mix Collection’lardan Dj Kicks’lere kadar bir çok geniş yelpaze içerisinde buldum kendimi. Artık yavaş yavaş parçalardaki sesleri,synthleri, fx’leri, processingleri anlamaya başlıyordum. 2009 yılında ilk synthesizerım olan Korg Microkorg’u almıştım. İnanın ne yapmam gerektiği hakkında en ufak bir fikrim dahi yoktu. Sadece içindeki presetları çalıp, kendi kendime seviniyordum. Ufaktan zehiri almıştım. Yıllar geçti Dj Duo grubu kurdum yakın arkadaşımla. İlk single’ımızı çıkardık, Miller Music Factory yarışmasında önemli bir başarı elde etmiştik. Halen bu proje devam etmekte. Kendi kişisel projem olan VIIA ise Regrets adında bir E.P çıkardı geçtiğimiz aylarda. Şu anda ise stüdyomda yarı analog, yarı dijital bir workflow ortamında yeni bir albüm kaydediyorum. Daha çok analog synthesizerlar üstüne yönelik bir melodik/progressive sound tercih ediyorum. Dj setlerde ise Bilgisayar destekli çalıyorum. 2 Main Track Deck, 1 Drum Machine, 1’de Sample Deck. Herşey birbirine Sync’li. Daha drive bir set çıkarmanızı sağlıyor bu sistem. Alışagelmiş 2 Track Deck + Mixing olayı biraz beni sıkmaya başladı açıkcası. Drum Machine’in katkısı çok büyük setlerde. Boş durmayı pek sevmem zaten kabinde.

ŞU ANDA SAHİP OLDUĞUNUZ SYNTHESİZER’LARDAN BAHSEDER MİSİNİZ?

Tabiki de. Moog Sub 37, Dave Smith Mono Evolver, Korg Ms2000, Korg Microkorg, Arturia Analog Lab. Kendi oluşturduğum Custom Modular Synthesizer bir de. İçinde bulunan modüller ise Doepfer, Make Noise, Dave Smith, 4 ms, Intellijel, Mutable Instruments, Synth Tech, MFB

Sampler olarak Elektron Octatrack, Drum Machine ise Roland TR-8 kullanıyorum. Ve bunun yanında 5 adet analog efekt pedalım bulunmakta. (Delay, Echo, Reverb, Comp, EQ)

VIIA Studio2

İLK SYNTHESİZER’INIZ?

2009 yılında Singapur’dan aldığım Korg Microkorg. %100 Analog bir cihaz değildi fakat ben halen çok beğeniyorum. Sat deseler satmam yani o derece. İlk analog synthesizerım ise Moog Minitaur olmuştu. Daha sonra modular, yarı modular, dijital synthesizerlarda dahil oldu ekibe.

EN FAVORİ SYNTHESİZER’INIZ?

Şu an elimde bulunan Moog Sub 37 diyebilirim. Kendi unique soundlarımı ilk bu synthesizer sayesinde elde etmeye başladım yavaş yavaş. Editör ile destekli olduğu için çok fazla zorluk çekmiyorsunuz. Bunun yanı sıra 2 senedir halen bitirmeye çalıştığım Eurorack Modular Synthesizer’ım var. Her Oscillatoru ve filtreyi kendi oluşturmak istediğim sound’a göre aldım diyebilirim. 3 Voice’lu MFB Oscillator var mesela, Moog hissiyatı veren E340 Cloud Generator ve SH101 klonu Atlantis.

VIIAStudioParts2
VIIAStudioParts1

SAHİP OLMADIĞINIZ AMA OLMAK İSTEDİĞİNİZ SYNTHESİZER?

Yurtdışında bir synth mağazına girip denemek istediğim herşeyi denemiştim. Videolardan çok karar veremiyorsunuz buna. İki günümü burada harcamıştım. Dave Smith OB6 direk gönlümü fethetti. Oberheim ve Dave Smith’in ortak çalışması ile ortaya çıkan bol voice’lu Multi-Timbral Synth. Rüya gibiydi.

ANALOG MU? DİJİTAL Mİ ?

Çok tartışılan ve çok uzayıp giden bir konu bu. İkisi de diyebilirim aslında. Ben analog synthesizerların daha çok ‘pitch correction’ olayını seviyorum. Performans öncesi tüm oscillatorlerinizi Tune etmek, ortama, havaya göre akortlamak.. Bir de tabi yazdığınız patch’i kaydetmeme olayı var. Ne yaptıysanız üstünde duruyor 🙂 Konu biraz Analog Oscillator mü yoksa Dijital Oscillator mü? olayına uzanıyor burada. Oscillator olayında Analog’u tercih ederim. Ama mesela Roland’ın Juno serileri DCO (Digital Controlled Oscillator) sistemiyle çalışıyor.  O yüzden elimde bulunan Dave Smith Mono Evolver bu konuyu çok daha rahat anlamama sebep oldu. Yani; 4 Oscillator: Yarı Dijital, Yarı Analog. Her iki karakteride daha iyi anlayabiliyorum. Filtreler kesinlikle Analog olmalı bence. Bu biraz da müzisyenin veya prodüktörün ‘doğru sesi’ bulma karakterine kalmış bir şey. Her ikiside işini çok iyi yapıyor. Mesela Roli Keyboard var. Kendi software’i ile geliyor. Muhteşem bir şey. Piyasaya çıkmış çok ucuz Dijital Synthesizerlar da var. Onlardan bahsetmeye hiç gerek bile yok. Ya da Analog diye, size analog hissi vermeyen Synthesizerlarda dahil. Bu arada Digital Plug-inlerden işini çok iyi yapanlarda var. Örnek vermek gerekirse U-He Diva (Tam bir Cpu Killer), Tal U-NO-LX, Arturia Oberheim SEM-V, Roli Equator Sound Engine, Reaktor, Korg M-1 Vst gibi..

MODÜLER SYNTHESİZER DESEK ?

İşte en favori sorum bu olsa gerek 🙂 Hiç ama hiç aklımda olmayan, ‘aman abi çok masraflı’ deyip fakat izlediğim onca video tutorialine rağmen, kendi kendime işin içine girmem 🙂 Önce Muffwiggler diye bir forumla tanıştım, daha sonra ise Modulargrid.net üzerinden kendi synthlerimi sanal olarak dizmeye başladım. Ve inanın hiç biri hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Quantizer ne demek? Clock Divider nasıl birşeydi? ‘Abi bunlar SySex destekliyor mu diye diye. Kitaplar, makalaler, röportajlar.. Sonunda bu noktaya geldim sanırım. İlk önce Doepfer’ın A-100 Low Cost Case’ini aldım. Sanki saatli bomba düzeneği var gibiydi. İlk heyecanla gidip ilk modulüm olan Make Noise Moddemix’i almıştım. Sadece VCA modülü olan bu cihaz tek başına bir işe yaramıyordu 🙂 Daha sonra aileye Make Noise Maths dahil oldu. Bu da genel olarak Envelope Follower/Generator kafasıyla çalıştığı için elimde bir Osc veya Filtre olmadan da pek işimi görmemişti. Daha sonra DSI Curtis Filter aldım. Bu filtre ile Self-Oscillation yapıp ilk Osc’mi ürettim. Sesler hala istediğim gibi değildi. Çünkü ilk önce almam gerekeni (Osc) en son almıştım 🙂 Her şey tamamlandı. Sadece 1 Voice olan ilk Row’umu kurmuştum. Oscillator’de E340 Cloud Generator, VCA’de Make Noise Moddemix, LFO’da Maths, Filtre’de Curtis Filter, ASR olarak Make Noise Function, Mixer modulünde ise Doepfer A-138. Bir de 4ms Company’den Shuffling Clock Multiplier ve Breakout modulünü aldım. Ve ortaya çıkan sonuç tam bir felaketti. 🙂 Ses almak yerine sanırım saçmalıyordum. Yine inceleme ve araştırma olayına girdim. Biraz zorlu bir süreçten sonra artık herşeye hakimdim. Clock out’dan çıkıp LFO Rise’ı kontrol edip, oradan VCA’yi Ring Modulate etmek.. Tabi bu da yetmedi zamanla. Hemen 2. Row’u kurmaya başladım. MFB’den 3 Voice Oscillatoru aldım. Pittsburgh Modular’den ADSR. Mutable Instruments Yarns. Ve en son aldığım Intellijel Atlantis. Atlantis tek başına bir synth voice modulü. Ve efsanevi Roland Sh-101 synthesizerının birebir klonu. Yarns ise 4 kanal MIDI modülü. Her kanal’ın CV/Gateleri tek voice’u kontrol ediyor. Fazladan olan boş bir kanalı ise Velocity ve Modulation CV’ye yönlendirdim. Yakın bir zaman da ise Make Noise Rene (Cartesian Sequencer), Doepfer Slew Limiter, Make Noise Wobblebug ve Make Noise MMG almayı düşünüyorum. Çok ileride ise kafamda planlandırdığım diğer case’imi kurmaya başlayacağım. Modular Synthesizer hakkında tek kötü bulduğum ve dezavantaj dediğim olay, Havalimanlarında sorun çıkarması. Sanırım 3 kere durdurdular bomba düzeneği bu diye 🙂 Anlatması ise başka bir çile tabiki. Bir de genel olarak Modular Synthesizer kullanıcılarının ‘Free Experimental Modular Jam’ olayı var. Ben buna biraz uzağım. Glitch sesler, atonal sequence düzeneği pek ilgimi çekmiyor. Ben daha çok proper melody üstüne gidiyorum. (Hiç bir şekilde Detune’a uğratmadan) . Ama şöyle bir şey var ki, Drone olarak çok Background FX ürettim. Yaptığım parçaların arkasına koymak hisli bir Cinematic Synthesis durumu yaratıyordu. En çok korktuğum şeylerden biri ise, kendi işlerimi aksatıp ‘Lost in Sound’ sendromuna girmem. Biraz kendimi frenliyorum. Eğer çok içine düşersem sürekli drone patch üretip duracağım 🙂 Ama tabiki de yapanlara çok saygı duyuyorum. Drone bambaşka bir olay.

Processed with VSCO with p5 preset

SYNTHESİZER KAHRAMANINIZ?

Bir çok isim sayabilirim aslında. Giorgio Moroder, Tangerine Dream, Jean Michel Jarre, Brian Eno, Bob Moog, Keith Emerson, New Order, Jonny Greenwood, Richard Devine, Drumcell, Aphex Twin, Alessandro Cortini, Thomas Heckmann, Tobias Neumann, Anthony Rolando, Moby, Martin Gore, Carl Craig, Stephan Bodzin, Marc Romboy, Gus Gus, M83, KiNK, Sierra Sam, Jimmy Edgar, James Holden, Luke Abbott.. Böyle uzayıp gider bu liste.

En beğendiğiniz  parça  ,  synthesizer riff ve ya solo?

James Holden – Renata

TÜRKİYE’DE SYNTHESİZER?

Son zamanlarda bayağı bayağı artmış durumda. 80’ler zamanı kullanımı daha çok yaygın olduğunu biliyorum. Fakat zaman geçtikçe bu ilgi azalmış ve yerini Workstation diye tabir ettiğimiz cihazlara bırakmıştı. Türkiye’de yenilikçeye açık olan (Rock grubu bile olsa) her şeyi takip ediyorum. Bir çok arkadaşım zaten ilgileniyor Synthesizer kısmıyla. Son zamanlarda ise ‘Live’ projelerde daha çok görmeye başladım. Ama yine de gerçekten Analog/Dijital Synthesizerlar ile ilginen insanların sayısı oldukça az. Her ne kadar Analog desekte sonuçta Recording aşaması dijital oluyor. (Eğer güzel bir converterınız yoksa) Her gün yeni birşeyler öğrenebilirsiniz, farklı patchler ile ilgili tartışabilirisiniz, yeni çıkan cihazlar hakkında geek sohbeti de yapabilirsiniz. Ben kendimden biliyorum sırf bu konular için yaşadığım şehrin dışında olan arkadaşlarımla yaptığım saatler süren telefon ve Skype görüşmelerini. İnsanlar artık benden sıkılmıştı.

VIIA PROJENİZDEN BAHSEDER MİSİNİZ ?

Eskiden Bilgisayar Destekli çalıyordum. Fakat artık hayatımıza hardware sequencerlar girdikten sonra beni bu kısım daha çok etkiledi. VIIA projesi uzun zamandır aklımda bulunan ve gerekli envanteri topladığım zaman gerçekleştireceğim bir projeydi. İlk başlarda İnternet üzerinden Video Blog olarak düşünmüştüm. Synthesizerları Türkçe olarak tanıtıp video çekmek gibi. Ama birşeyler ürettiğiniz için bu durum biraz zor hale gelebiliyor.  Şu anda hem Dj, Hem Live olarak bu projeyi aktif ettim. VIIA olarak ilk resmi E.P’mi Kalliope Recordings şirketinden 2 orijinal 2 remix ile beraber çıkardık. Şu an ‘Live 3.0’ versiyonu olarak adlandırdığım bir workflow var. Stüdyoyu aslında iki parçaya ayırdım. Bir taraf sadece bilgisayar destekli olmadan sampler/sequencer ve modular synthesizer’la oluşan kısım, diğer taraf ise Daw, Controller ve MIDI Chain’le diğer enstrümanlara giden kısım. MIDI’den çok uzak duruyorum şu sıralar. Hatta synthlerin çoğu MIDI Chain’de bile bağlı değil. Live recording daha çok humanize etmenizi sağlıyor bence. Unquantized notalardan bahsediyorum. Ama komplex sequencelarda kullandıgım oluyor. Oldschool sound sampling tekniği vardır eskilerden, şimdi synth MIDI sampling yapabiliyorsunuz. Mesela çok sevdiğiniz bir synth riff’ini ya da drum pattern’ini MIDI notalarına dökerek tekrar emprovize edebiliyorsunuz. Bu tekniği çok kullanıyorum. Zamandan kazanmanızı sağlıyor. Baktınız olmuyor veya içinize sinmiyor, hiç durmadan silin o projeyi. Stüdyoda saatlerinizi harcadıkça algınız bi vakit sonra uçup gidebiliyor. Ben çok proje sildim. (Bazılarını ise yanlışlıkla). İşin Live kısmı ise biraz çalışma gerektiriyor. Şu an karar veremedim Hardware Live mı? Yoksa Computer Controlled’mı. Aslında tüm işlerimi bitirdikten sonra karar vermek en iyisi.

https://www.facebook.com/viiamusic

https://www.instagram.com/muratvia/

Bir Cevap Yazın