Synthesizer Meraklıları Röportajları – Gokosoul (Gökhan Kılıç)

Uzun süredir ara verdiğimiz Synthesizer Meraklıları Röportajları serisine ses bankaları üreten ve Gokosoul projesinin yaratıcısı Gökhan Kılıç ile devam ediyoruz.

 

Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz ?

1985 İstanbul doğumluyum, İstanbul’da yaşıyorum. Ses tasarımcısı ve müzisyenim. Yurtdışı pazarında synth’lere ses bankaları üretip satmanın dışında müzik de yapıyorum. Daha çok Trance, EDM çalışıyorum. 

Bu arada Ziraat Yüksek Mühendisiyim aslında. Fakat yaygın görülen durumlardan biri de hepimizin bildiği gibi kendi işini yapmamak. Ama yine de benim dururum iyi galiba. Doktor çıkıp da şarkıcı olan var öyle değil mi? 🙂

Müzik ile ilgilenmeye nasıl başladınız?

Ortaokul zamanlarında çok sesli korolarda baş gösterim önceleri. Lisede gitar ve klavye merakı ile bu ilgi biraz daha arttı. Sonrasında da sesler nasıl üretiliyor, aranje nedir ne değildir sorularına aradığım cevaplar falan derken böyle ilerledi. 

Şu anda sahip olduğunuz synthesizer’lardan bahseder misiniz?

Şu an 10 hardware, 5 software olmak üzere 15 adet synth mevcut (software’leri kullanmayalı baya oldu gerçi). 90’lar ve erken 2000’ler döneminden geçen biri olarak, virtual analog statüsündeki synth’lere ilgi duydum hep. 

O kadar fazla değişikliğe uğradı ki bu liste, ben son halini belirteyim; Roland V-Synth GT, Waldorf Microwave XT, Roland JP-8080, Novation Supernova I ve II Rack, Korg Triton Rack, Roland JV-1080 (çeşitli boardları ile), Yamaha Motif Rack XS, Emu Xtreme Lead-1.

Software synth olarak, KV331 Audio SynthMaster, Vember Audio Surge, NI Massive, Reveal Sound Spire, Xfer Records Serum mevcut. Ama söylediğim gibi uzun zamandır kullanmıyorum hiçbirini. 

Öncesinde de Korg Radias, Nord Rack 2, Novation KS5, Access Virus TI gibi synthl’er de mevcuttu. Fakat sound olarak duyduğum anda daha karakteristik tınladığını hissettiğim, ya da hafif pürüzlü (veya dirty) engine’e sahip synth’lerden haz ettiğim için zamanında bazılarını elimden çıkardım. Tabi bir de “taste” meselesi var. Almadan kullanmadan bilemiyorsunuz. 

İlk Synthesizer’ınız?

Yani zamanında Medeli marka bir org’um vardı, hatta bilgisayar ortamındaki vst fx’lerle besleyerek oluşturduğum bir library mevcuttu filan. Bunu saymazsak, üniversite yıllarında edindiğim, ciddi anlamda fatal error verdiğim Yamaha TX7. Editing tam bir kabustu, rezillik. Daha yeni başlayan birinin, en zor programlanabilen synth’lerinden bir tanesini (bir de FM synthesis) programlamaya çalışması gerçekten trajikomikti. Zaten ilk ay elimden çıkarmıştım. 

Yanlış bir seçimdi. Meraklı ve yeni olmak sanırım böyle birşey 🙂

En favori synthesizer’ınız?

Virtual analog segmentinde tabi ki Roland JP-8080. İlk olarak 96’da üretilen, klavyeli versiyonu JP-8000’den bir kaç tık ileride olan ve 99 yılında üretilmiş rack/module versiyonu JP-8080, zengin oscillator yelpazesinden fx sekmesine, vocoder’ından motion control ünitesine, kasasından tutun knoblarına, tümüyle sağlam donatılmış düzeyde. Roland’ın “Supersaw” adını verdiği osc tipi 90’lardan günümüze elektronik dans müziğinde hâlâ da çok sık kullanılan osc’lerden birtanesi. Belki de en sık kullanılanı diyebiliriz? Temelde 7 adet saw osc’nin kendi aralarında belirli veya istenen oranlarda detone olarak ortaya çıkardığı ve şirketin “Supersaw” adını verdiği ayrı ve tek bir osc’nin dünya dans müziğini şekillendireceğini kim bilebilirdi? 

Çeşitli emülasyonları da üretildi tabi. Mesela Access firmasının Virus synth’i için Hypersaw adını verdiği bir osc var. Evet Roland’a benziyor ama tam olarak aynısı değil ve bu çok normal. Ayrıca fazla bahsedilmeyen yine patenti kendilerine ait olan “Triangle Mod” ve “Feedback Osc” adında iki farklı osc tipi de oldukça kullanışlı.

Tabi ki saçma ve eksik yönleri de var JP’nin, yok değil. Örneğin envelope… tam bir felaket. 1’den 127’e kadar olan sayısal skala o kadar hızlı ve ani ilerliyor ki… Decay ve özellikle de attack düzeyi oldukça yetersiz kalıyor bazen. Daha “plucky” işler çıkarmak istiyorsanız, layering şart. Fx’lerden en önemlisi olan reverb de eksik mesela. Bunu da Yamaha’nın SPX2000’i ile tamamlıyorum. Trance ve EDM’de önemli yer tutan, oldukça uzun zamanlı, oda genişliği ve stereo imajı geniş reverb kayıtları alabiliyorsunuz bu sayede. Bu iki makinanın iyi bir izdivaçı var bu anlamda.

Favorilerinizi seçme konusunda daha önce de belirttiğim gibi, almadan kullanmadan bilemiyorsunuz. Genelde mailler gelir “şu synth mi yoksa bu synth’mi” ya da “bu bundan daha mı iyidir” gibi… teknik detayları zaten internette bolca bulabiliyorsunuz ama, bu konuda kişilerin en iyi kılavuzu kulakları tabi ki. Buradaki önemli husus “taste” meselesidir. Mesela Access Virus TI’dan hoşlanmadığım kadar bir synth olamaz herhalde benim. Şu anda “nasıl olur ya?, sağlamdır o” dediğinizi duyar gibiyim. Ama bana fazla mükemmel ve pürüzsüz bir sound algılatıyor ki bundan pek hoşlanmıyorum. Sadece Virus B hoşuma gidiyor mesela.

Sahip olmadığınız ama olmak istediğiniz synthesizer?

Alesis firmasının ürettiği Andromeda A6 sanırım. Hem poly, hem de analog daha ne olsun! Ayrıca Moog Voyager da hayallerimi hep süsler. 

Analog mu? dijital mi ?

Duruma göre ikisi de. Ama yaptığım müzik tarzına göre galiba dijitali ruhuma daha yakın buluyorum. Çünkü dijital olarak osc’ler daha deformatif ve pürüzlü, kusurlu gibi. Üretmeye çalıştığınız şeyler çeşitlilik arzediyor. Bu da size geniş bir ses yelpazesi sünüyor. Örneğin kocaman detone ve derin bir multi-saw pad üretmek istiyorsunuz. Bunun için analog olarak kaç tane analog osc lazım siz düşünün. Fx’den bahsetmiyorum bile. Hem maliyetli, hem gereksiz, hem de sound olarak çok da estetik değil. 

Zamanında bir arkadaşımla beraber, kendisinin 6 tane analog synthinin tüm saw’larını belirli oranlarda detone ederek ve yine analog flanger ve reverb’ler ile bunu denedik. Toplamda 11 adet analog saw osc. Açıkcası çok kirli ve saçma bir sonuçla karşılaştık. Yani evet analog hissi süper hissettirdi ama olay amacından şaşmış oldu. Belki de kim bilir? Başka biri de bunu sevecekti… Daha önce de söylediğim gibi, amaca göre neyi sevdiğinizi bilmeniz yetmiyor. Neyi sevmediğinizi de bilmeniz gerekiyor çoğu zaman. 

Modüler Synthesizer desek ?

Aslında “I dream of wires” belgeselini izledikten sonra araştırmasına ve detayına indiğim konulardan bir tanesi. Eurorack modüllerinden oluşan bir Doepfer istiyorum. Hatta (keşke daha fazla zamanım olsa da) DIY birşeyler mesela? 

Kendi enstrümanını oluşturmak, hem üretim hem de beceri anlamında çok heyecan verici olabilir. 

Synthesizer kahramanlarınız?

Jono Grant (Above & Beyond), Rick J. Jordan (Scooter), Andre Tanneberger (ATB), Sascha Lappessen (Sash!), Vince Clark, Ferry Corsten, Nicholas Bracegirdle (Chicane), Brian Wayne Transeau (BT), Hans Zimmer, James Wiltshire (The Freemasons), Moby, Liam Howlett (The Prodigy), Ilan Bluestone başlıcaları. Aslında daha çok var ama şu an aklıma gelenler bunlar. 

En beğendiğiniz  parça, synthesizer riff veya solo?

Ben klasikçiyim hâlâ. Örnekler çok fazla var gerçi, yurtdışından mesela; Chicane – Don’t Give Up / The Prodigy – Firestarter / Susana – Shelter / Sash – Adelante / Ilan Bluestone – Capetown / Super8 & Tab – Rubicon, No Frontiers / Jean-Michel Jarre – Suns Have Gone, Brick England / Orjan Nilsen – Between The Rays / Safri Duo – Rise / Christian Burns – Perfectly / Scooter – The Age of Love, Jigga Jigga!, Trance-Atlantic / Heatbeat – Secret, Excocet /Ferry Tayle – Geometrix, Metamorphosis / Spacediver – Unspoken / Jason Ross – Meta / Marc Et Claude – Like The Sunshine / Darude – Sandstorm / Ferry Corsten – Beautiful. 

Ülkemizden; Emir Yargın – Kanka Olurduk Ölümüne / Ramadan – 7/24 / Can Atilla – Sultanlar Aşkına (Radio Remix) / Kenan Doğulu – Sorma (V2) / Teoman – Rüzgâr Gülü (Bumerang Trance Remix) / Çelik – Bırakta Git / Mustafa Kemal Atatürk – Nutuk 1997 (Erol Temizel Original Mix) / Levent Yüksel – Mutsuzsun (Remix). 

Türkiye’de synthesizer?

Ülkemizde synthesizer’lar tabi ki yurtdışı kadar çok fazla yaygın değil ama yıllar içinde merak uyandıran konulardan birisi haline geldi. Müzikle uğraşıp da “pardon bu nedir?” Sorusuna sizin verdiğiniz “synthesizer” cevabına; “ha, org gibi birşey mi bu?” Diye tepki verenler yok mu hâlâ? Var tabi. Olsun. 

Bunun yanında ülkemizdeki vergilerin çok fazla olması tabi ki bu meşgale ile (profesyonel ya da amatör) uğraşan herkesin iki ayağını bir papuca sokuyor. Üstüne pazara Dolar ve Euro’nun yarın yokmuş gibi artagelmesi de piyasa fiyatlarını oldukça uçurdu. Vintage birşey seçmek istiyorsunuz, tınısına kanacağınızı biliyorsunuz. Moral motivasyon bu saydığım sebeplerden yerle yeksan.

Projelerinizden bahseder misiniz, ?

Synth’ler için ses bankaları üretmeye devam ediyorum. Sırada Novation Supernova serisi için bir banka var. Adı “Reincarnation Soundset”. Çoğu preset bitti, şimdi de demo track’i hazırlamaya çalışıyorum. Olabildiğince estetik ve karmaşık olmasına özen gösterdim bu sefer.

Onun dışında field recording’e takmış durumdayım. Çok çeşitli serbest kayıtlar alarak WAV formatlı bir paket yapmak istiyorum. İçeriği bildiğimiz dans müziği komponentleri değil de, daha çok film scoring’de kullanılabilecek fx’ler veya özel tasarım sesler olacak sanırım (içeriği kafamda tam olarak oturtmadım henüz). 

Ayrıca çeşitli sanatçıların single’ları bir yandan devam ediyor. Diğer yandan kendi İngilizce albümüm için ön hazırlıklar devam ediyor.

Ürettiğiniz ses bankalarınız hakkında biraz bilgi verir misiniz?

Tabi. Şimdiye kadar;

Roland JP-80X0 Quarantine Soundset Vol. 1-2

Roland JP-80X0 Quarantine Soundset Vol. 3

Clavia Nord Lead Starlight Soundset Vol. 1

Korg N364 Surgery Soundset

SynthMaster EDM Soundset Vol.1

Vember Audio Surge Residue Soundset Vol.1

Olmak üzere 6 adet banka mevcut. Devamları gelecek. Detaylara ve demo tracklerine buı link üzerinden ulaşabilirsiniz https://www.mysteryislands-music.com/vendor/gokosoul

Bir Cevap Yazın